Hikayemiz


Çocukluğumda her yazı Torosların zirvelerine yakın, Silifke’nin yukarılarındaki köyümüzde geçirirdik. Hayatımı, alışkanlıklarımı ve becerilerimi şekillendiren, genelde çok keyif aldığım zamanlardı.

Her yaz köye gider, bahçe sular, harman kaldırır, üzüm serer, pekmez yapardık. Ailecek kışın yiyeceklerimizi hazırlardık. Bulgur, un, salça vs.
Bunları yaparken aslında ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlayamamıştım. Hatta yaparken neden yaz tatillerimizi bu şekilde geçiriyoruz diye de biraz canım sıkılırdı. Nimet diyorum çünkü bu hayatta insanın kendi tüketeceği yiyecekleri kendinin üretebilmesi kadar önemli bir şey kalmadı. Ticari kaygılarla insanların neyi nasıl ürettiklerini bilemiyorsunuz. Yiyoruz ama ileride bizi nasıl etkileyeceğini bilemiyoruz.

2003 yılında babam, “Ardıçarası” dediğimiz bölgedeki dedemden kalma arazide ceviz yetiştirebileceğimizi, bunun ileride bize (ağabeyim ve bana) iyi bir emeklilik planı olabileceğini söyleyince hayatımız değişti.

Yılarca biraz içinde olduğumuz ama istediğimiz zaman “çocuk” olmanın lüksü ile dışına çıkabildiğimiz üretimin tam içine girdik.

Geçimini çiftçilikle sağlayan bir neslin torunları olarak, onlar nasıl yetiştiriyorsa, bugüne kadar biz de aynı şekilde yetiştirip tükettik. Bundan sonra yetiştirdiğimiz ürünleri sizlerle de paylaşmaya karar verdik.

 

 


Biz kimiz?

Atalarımız Silifke’nin Çatak Köyü’ne yerleşmiş. Köyde genelde çifçilik ve küçükbaş hayvancılık’la (keçi) geçimlerini sağlamışlar.

Biz de üniversiteden sonra çeşitli şirketlerde profesyonel olarak çalıştıktan sonra, böyle bir köyün değerini sonradan anlayıp burada doğaya yavaş yavaş dönen bir kuşaktanız.

Anne ve babamın çabalarıyla, bütün hayatları boyunca biriktirdikleri geleneksel tecrübe ve ağabeyimin disiplini ile tarım yapmaya çalışıyoruz. Çalışıyoruz diyorum çünkü içinde bulunduğumuz sistem bu şekilde bir üretimi çok istemiyor. Çok emek verip, az üretip, az kazanıyorsunuz.

 

 


Yorum Yap